Siyasi Fıkralar

Sezar ve Çakmak

Kleopatra bir gün Sezar'a bir çakmak hediye etmiş. Hediye Kleopatra'dan gelince Sezar için öyle değerliymiş ki; Sezar, çakmağı yanından hiç ayırmıyormuş. Sezar bir gün hamama gitmiş. Girerken çakmağı kıyafetlerinin arasına bırakmış. Sezar hamamdan çıkarken bakmış ki; çakmak kıyafetleri arasında değil. Telaşla çakmağı aramaya başlamış. Bu sırada karşıdan Brutus'un geldiğini görmüş. Sezar, Brutus'un yanına giderek sormuş:

Son Güncelleme: Cumartesi, 08 Ağustos 2009 10:28
Yıldız

Demokrasi

Çocuk akşam eve gelmiş ve babasına sormuş:

- Baba hayat bilgisi dersinde yönetimleri işliyoruz, bana demokrasiyi anlatır mısın?

Babası:

- Anlatmasına anlatırım yavrum ama senin bazı tanımları bilmen gerekiyor, demiş. Bak şimdi benim fabrikam var ve eve para getiriyorum, ben kapitalistim. Paranın nasıl harcanacağına annen karar verir, o hükümet. Hepimiz senin için yaşıyoruz, sen halksın. Beşikteki kardeşin, gelecek. Hizmetçimiz ise işçi sınıfı. Sen bunları öğren. Ben sabah sana demokrasiyi anlatırım, demiş.

Gece çocuk uyanmış bir bakmış ki küçük kardeşi altını pisletmiş ve durmadan ağlıyor. Hemen anne ve babasının odasına gitmiş. Annesi horul horul uyuyor. Uyandırmaya çalışmış ama başaramamış. Babası yatakta değil, geçerken hizmetçinin odasına bir bakmış ki hizmetçiyle babası sevişiyor. Çaresiz dönüp yatmış. Ertesi sabah babası:

- Gel oğlum sana demokrasiyi anlatayım, demiş.

Çocuk:

- Gerek yok baba, ben artık biliyorum! yanıtını vermiş ve anlatmış; kapitalistler işçi sınıfını becerirken hükümet uyuyor, halk endişeli, gelecek ise bok içinde!...

Yıldız

Mustafa Ağabey

Birgün köy ahalisi, köy kahvesinde bir yandan haberleri izliyorlarmış; bir yandanda pişpirik çeviriyorarmış. Mustafa Ağabey, televizyonda Ecevit'i görmüş ve demiş ki:

- Ulan, başbakan oldu yüzümüze bakmıyor. Eskiden böylemiydi be! Etrafımda dolanırdı! Hey be... Zaman ne çabuk geçiyor!

Tabii kahvedekiler merakla sormuşlar:

- Mustafa Ağabey, sen nereden tanıyosun başbakanı yahu?

Mustafa Ağabey istifini bozmadan cevap vermiş:

- Ulan üniversite yıllarında ağabeylik ettim ona! Az ekmeğimi yemedi! Gel gör ki şimdi bizi unutmuş baksana!

Kahvedeki ahali inanmamışlar tabii ki. Mustafa Ağabey de inandırmak için demiş ki:

- Gelin ulan! Meclisin önüne gidiyoruz. Çıkışta yakalayacağız Ecevit'i. O zaman anlarsınız yalan mı değil mi?

Hep birlikte T.B.M.M.'nin önüne giderler ve çıkışta Ecevit'i yakalarlar. Ecevit hemen Mustafa Abi'nin elini öpmeye kalkışır ve der ki:

- Ağabeyim... Mustafa ağabeyim, kusura bakma başbakanlık bir dakika boş bırakılmıyor ki! Kusuruma bakma abi!

Mustafa Ağabey kahve ahalisine şöyle bir bakar ve ahalinin acayip şekilde etkilendiğini görür. Başka birgün yine kahvede ahali ile televizyon seyreden Mustafa Ağabey televizyonda Süleyman Demirel'i görür ve der:

- Bu da öyle. Cumhurbaşkanı olunca kendini bir şey zannetti. Hayırsız çıktı bu da!

Ahali:

- Hadi canım. Ecevit'i belki şans eseri tanıyorsundur ama buna inanmıyoruz!

Mustafa Ağabey hemen ahaliyi toplar ve Çankaya'ya gider. Mustafa Ağabey'i gören Demirel, hemen Ecevit gibi Mustafa Ağabey'in ellerine sarılır ve öpmeye kalkışır. Mustafa Abi buna izin vermez tabii. Demirel der ki:

- Ağabey vallahi billahi kusura bakma! Uzun yıllardır göremiyordum seni. Tam da seni ziyarete gelecektim!

Mustafa Ağabey tekrar ahaliye dönerek bir bakış atar ki artık ahalinin gözündeki forsuna diyecek yoktur, kendisinde ise haklı olmanın gururu... Tekrar bir gün kahvede televizyon izlerken bu sefer televizyona Clinton çıkar. Mustafa Ağabey söze başlar ve der ki:

- Ulan ne çabuk unuttun o sefalet dolu günleri? Tabii zengin oldun, Amarika'nında başına geçince unuttun bizi... Hayırsız herif!

Ahali bu kadarınında fazla olduğunu söyler ve diğerlerinin belki bir şans eseri olabileceğine ama Clinton'u tanımasının imkansız olduğuna imece usülü karar verirler. Mustafa Ağabey'in tabii ki kafası atar ve bazı köylüleri alarak Beyaz Saray'a giderler. Kapıdaki görevliye Clinton ile görüşmek istediklerini söylerler. Görevli de sadece bir kişinin girebileceğini söyler. Köylüler düşünürler ve sadece Mustafa Ağabey'in Clinton'u tanıdığını söyleyerek Mustafa Ağabey'in gitmesini isterler. Güvenlik Mustafa Ağabey'i iyice arayarak içeri sokar. Saatler geçer ama kapıdan kimse çıkmaz .Köylüler sıkılır. Penceredende bakma olanakları olamadığı için ordan geçen uzun boylu birine sorma kararı alırlar. Şans eseri orada o anda Michael Jordan geçmektedir. İngilizce bilen bir köylü Michael Jordan'a döner ve der ki:

- Ya Jordan Ağabey, senin boyun uzun... Camdan içeri bakıp neler oluyor, kaç kişi var bir bize söyler misin?

Jordan camdan bakar ve cevap verir:

- Vallahi ne olduğunu bilmiyorum. İçerde 6 kişi var. Biri Mustafa Ağabey, diğerlerini tanımıyorum!...

Yıldız

Milletvekili

Meclis'te bir milletvekili kürsüye çıkmış:

- Bu meclisteki milletvekillerinin yarısı ipnedir, demiş.

Milletvekilleri ayaklanmış ve bu adamı dövmüşler. Milletvekili yeniden kürsüye çıkmış ve özür diledikten sonra:

- Bu meclisteki milletvekillerinin yarısı ipne değildir, demiş.

Yıldız

Bakan

Bir ülkede bir bakan, kendisini gazetecilere hiç sevdirememişti. Ne yapsa makbule geçmiyor, basın hergün kendisiyle uğraşıyordu. Nihayet; "Öyle bir şey yapayım ki, gazeteciler mat olsun" diye düşündü ve ilan etti:

- Pazar günü saat 10'da denizin üzerinden yürüyerek geçeceğim.

Pazar sabahı saat 10'da tüm basın mensupları toplandılar orada. Bakan geldi ve elinde bastonuyla denizin üzerinde yürümeye başladı. Karşı kıyıya kadar da yürüdü geçti. Herkesin gözleri dehşetle açılmıştı. Fakat ertesi günü tüm gazetelerde şu başlık okundu:

"Bakan yüzme bilmiyor!..."

Yıldız