Siyasi Fıkralar

Siyasi fıkralar; adından da anlaşılacağı üzere, siyaseti ve siyasetçileri konu edinir.

Kleopatra bir gün Sezar'a bir çakmak hediye etmiş. Hediye Kleopatra'dan gelince Sezar için öyle değerliymiş ki; Sezar, çakmağı yanından hiç ayırmıyormuş. Sezar bir gün hamama gitmiş. Girerken çakmağı kıyafetlerinin arasına bırakmış. Sezar hamamdan çıkarken bakmış ki; çakmak kıyafetleri arasında değil. Telaşla çakmağı aramaya başlamış. Bu sırada karşıdan Brutus'un geldiğini görmüş. Sezar, Brutus'un yanına giderek sormuş:

Oy ver:
loading
2.5(35 oy)

Çocuk akşam eve gelmiş ve babasına sormuş:

- Baba hayat bilgisi dersinde yönetimleri işliyoruz, bana demokrasiyi anlatır mısın?

Babası:

- Anlatmasına anlatırım yavrum ama senin bazı tanımları bilmen gerekiyor, demiş. Bak şimdi benim fabrikam var ve eve para getiriyorum, ben kapitalistim. Paranın nasıl harcanacağına annen karar verir, o hükümet. Hepimiz senin için yaşıyoruz, sen halksın. Beşikteki kardeşin, gelecek. Hizmetçimiz ise işçi sınıfı. Sen bunları öğren. Ben sabah sana demokrasiyi anlatırım, demiş.

Oy ver:
loading
3.5(90 oy)

Bir gün köy ahalisi, köy kahvesinde bir yandan haberleri izliyorlarmış; bir yandanda pişpirik çeviriyorarmış. Mustafa Ağabey, televizyonda Ecevit'i görmüş ve demiş ki:

- Ulan, başbakan oldu yüzümüze bakmıyor. Eskiden böylemiydi be! Etrafımda dolanırdı! Hey be... Zaman ne çabuk geçiyor!

Tabii kahvedekiler merakla sormuşlar:

- Mustafa Ağabey, sen nereden tanıyorsun başbakanı yahu?

Mustafa Ağabey istifini bozmadan cevap vermiş:

- Ulan üniversite yıllarında ağabeylik ettim ona! Az ekmeğimi yemedi! Gel gör ki şimdi bizi unutmuş baksana!

Oy ver:
loading
3.5(22 oy)

Meclis'te bir milletvekili kürsüye çıkmış:

- Bu meclisteki milletvekillerinin yarısı i...nedir, demiş.

Milletvekilleri ayaklanmış ve bu adamı dövmüşler. Milletvekili yeniden kürsüye çıkmış ve özür diledikten sonra:

- Bu meclisteki milletvekillerinin yarısı i...ne değildir!...

Oy ver:
loading
3.5(30 oy)

Bir ülkede bir bakan, kendisini gazetecilere hiç sevdirememişti. Ne yapsa makbule geçmiyor, basın hergün kendisiyle uğraşıyordu. Nihayet; "Öyle bir şey yapayım ki, gazeteciler mat olsun" diye düşündü ve ilan etti:

- Pazar günü saat 10'da denizin üzerinden yürüyerek geçeceğim.

Pazar sabahı saat 10'da tüm basın mensupları toplandılar orada. Bakan geldi ve elinde bastonuyla denizin üzerinde yürümeye başladı. Karşı kıyıya kadar da yürüdü geçti. Herkesin gözleri dehşetle açılmıştı. Fakat ertesi günü tüm gazetelerde şu başlık okundu:

"Bakan yüzme bilmiyor!..."

Oy ver:
loading
3.5(21 oy)

Sayfalar