Büyükada'daki Eski Rum Yetimhanesi (Ruhban Okulu)

Adaları hep sevmişimdir. Şimdiye kadar iki kere gidebilme fırsatım olmasına rağmen bir çok insan gibi bende de çok farklı bir yer edindi Büyükada. İlk gittiğimde lisebirdeki ikinci senemdi. 2007 yılındaydık. Uzun bir müddet sonra yani 2012'nin 17 Nisan günü tekrar adalara gitme kararı aldık arkadaşlarla... İlk gittiğimde okulla gittiğimiz için, alanlarımız kısıtlıydı ve gözetmen hocalar vardı. Ama son gittiğimizde daha bir özgür olduğumuz için araştırma fırsatımız sınırsızdı.

Lafı fazla uzatmayayım. Gemi yolculuğumuz sırasında bir arkadaşım Büyükada'da eski bir Rum Yetimhanesi olan büyük bir yapıdan bahsetti. Fakat esrarengiz hikayelere ev sahipliği yaptığını söyleyinceye kadar dikkatimi çekmemişti. Adada bir şeyler atıştırıp biraz gezdik. Bir ara piknik alanına gitmeye niyetlensek de; yolu şaşırdık. Yolumuzu bulmaya çalışırken farklı bir yapıya rastladık. Merak edip bakmaya gittiğimizde; bana yetimhaneden bahseden arkadaşım, tesadüfen aslında aradığımız yetimhaneye çıktıpımızı söyledi. Birden gözümde Silent Hill canlandı. :) Şaka bir yana gerçekten tesadüfen bulduk bu meşhur yetimhaneyi. Bu yetimhane kimilerine göre Türkiye'deki en büyük ahşap yapı, kimilerine göre de en büyük 2. ahşap yapı. Birinci mi ikinci mi bilemem ama bir "ahşap yapısever" olarak beni çok etkilediğini söyleyebilirim. Evet bu kadar anı ve bilgi yeter.

Gelelim Esrarengiz Hikayesine

Bu yapı 1898 ile 1899 yılları arasında, bir Fransız şirketi tarafından, otel olması için, o zamanların ünlü mimarlarından Alexandre Vallaury'e, Manastır Tepesi'nde inşa ettirilmiştir. Aslında bu yapı otel olarak düşünülmüş fakat gereken izin alınamamıştır. Bina daha sonra Eleni Zarifi adlı Rum asıllı bayan tarafından satın alınıp yetimhaneye çevrilmiştir. Hatta bir ara Kuleli Askeri Mektebi buraya yerleşmiş, yetimhane de Heybeliada'ya taşınmıştır. Daha sonra bu yapı Rum göçmenlerine ev sahipliği yapar. Fakat çeşitli olaylar ve binanın ahşaplarının sökülüp, binaya zarar verilmeye başlaması üzerine 1960 yılında resmi olarak kapatılır.

Gizem li olayımız bu binada yetihnane olduğu sırada yaşanır. Binada bir yangın çıkar. Yangın büyük zarara neden olmasa da bazı çocukların yanarak can verdiği söylentisi yayılır. Bu yangın sırasında çocuklardan birisi de bahçedeki kuyuya düşer. Oraya bakmak kimsenin aklına gelmediği için çocuk ölür.

Bu arada kısa bir bilgi vermek gerekirse "ruhban okulları" aslında rahip ve bilgili kişiler yetiştirmek amaçlı açılmışlardır. Fakat çeşitli ruhban okullarından mezun olan bazı insanların, farklı işler yapmaya yönelmesi üzerine ruhban okulları dışlanmaya başlanmıştır. Hatta yaptığım bir araştırmaya göre; Atatürk bu duruma ve ruhban okulundan mezun olup farklı iş icra eden bir adama nefretini "Nutuk" isimli kitabında anlatmaktaymış.

Adada yaşayanların ve bu yetimhaneye ziyarete gidenlerin iddialarına göre; çığlık sesleri hala duyulmaktaymış. Bazılarına göre bu çığlık sesleri, kuyuda can veren çocuğa ait.

Bu olayı ele alacak olursak günümüzde benzer durumlar hala yaşanıyor. Çeşitli yerlerdeki çeşitli yapıtlara ait esrarengiz hikayeler bir çok yerde mevcut. Kimi insanların ilgisini çekerken kimi insana saçma gelebiliyor hatta kimi insanların uykularını kaçırabiliyorlar. Bunu bir önceki yazımda da (Karadedeler Olayı) belirttim diye hatırlıyorum. Korkuyu yenmenin en etkili yolu üzerine gitmektir. Elbette her insan bunu yapamaz ve bu durum çok farklı sonuçlar da doğurabilir. Aslında bu olaylara neden olan varlıklar cinler de olabilir. Yani bir yerde görülen farklı bir silüet, duyulan garip sesler cinler tarafından çıkarılıyor da olabilir. Şu an için en mantıklı açıklaması budur tarafımca. Çünkü ruh insan öldükten sonra bedenden ayrılır ve dünyada kalması da mümkün değildir. Fakat çeşitli fenomenlerin ve araştırmacılarında yorumlarına göre ruh dünyada kalabilir. Eğer bir insan hayatta huzur bulamadıysa öldüğündede ruhunun huzuru arayacağını savunmaktadırlar. Bazı araştırmacılara göre böyle bir şey yoktur. Ruhun hayatta kalabileceğini savunan araştırmacılar bir evde ya da bir malikanede yoğun bir duygu yaşandıysa enerji hala orada kalır ve bu özellikle genç yaşta vefat eden insanlarda daha çok olur demektedirler. Fakat ruh yaşlandıkça o mekandaki enerjide yok olur ve gider derler. Hatta telefon veya çeşitli etkileşim araşlarıyla radyasyon sağlarsanız enerjinin ortadan kalmayacağını savunmaktadırlar. Bu fikirleri Aktüel dergisinin 24 Kasım 2010 tarihli 230. sayısında okudum. Bu fikirleri savunanları merak ediyorsanız: Ata Nirun ve Metin Kiraz

Büyükada'ya tekrar gitmeyi planlıyoruz ve esrarengiz bir ev daha olduğunu öğrendik. O ev de 1. Dünya Savaşı sırasında Osmanlı ordusunda görev yapmış bir Alman generale ait. Tekrar gittiğimde hem Rum yetimhanesi hakkında hem de Alman General'in evi hakkında detaylı bir araştırma yapacağım. İşin ilginç yanı; iki yapıt da aynı döneme ait. Kim bilir, belki de generalle bu yapıda yaşayanların olan biten her şeyden haberi vardı ve aralarında gizli bir bağ vardı. Benim için ilginç bir konu daha ortaya çıktı. Hatta itiraf etmek gerekirse bu düşünce, bu yazıyı yazarken aklıma geldi. Bir başka makalede görüşmek üzere.

 Büyükada'daki Rum YetimhanesiBüyükada'daki Rum YetimhanesiBüyükada'daki Rum YetimhanesiBüyükada'daki Rum YetimhanesiBüyükada'daki Rum YetimhanesiBüyükada'daki Rum YetimhanesiBüyükada'daki Rum YetimhanesiBüyükada'daki Rum YetimhanesiBüyükada'daki Rum YetimhanesiBüyükada'daki Rum Yetimhanesi

Oy ver:
loading
3.5(26 oy)