İstanbul

Temel İstanbul'a gitmiş. Burada İstanbul'lu bir kızla arkadaşlık etmeye başlamış. Bir gün beraber dolaşırlarken kız, yerdeki bir muz kabuğunu görmemiş ve üzerine basmış. Dengesini kaybetmiş fakat refleksle ani bir hareket yapmış. Bu sırada karşıdan gelen Temel istemeden de olsa kızın iç çamaşırı giymediğini görmüş. Kız zar zor dengesini sağlayıp, son anda yere düşmekten kurtulmuş.

Kız hem neredeyse yere düşecek olmaktan hem de Temel'in iç çamaşırı giymediğini görmesinden çok utanmış. Bozuntuya vermemek için Temel'e sormuş:

Oy ver:
loading
3.5(7 oy)

Bir gün Cennet'in kapıları şiddetle vurulmuş: "Güm!... Güm!... Güm!...". İçeriden seslenmişler:

- Kim o?

Dışarıdan gök gürültüsü gibi bir ses:

- Biz İstanbul'u fetheden Fatih'in yiğitleriyiz!

İçeriden hoş geldiniz diyerek kapılar ardına kadar açılmış ve yiğitleri içeriye buyur etmişler. Her şey çok güzel gidiyormuş. Ta ki, 40 yıl geçinceye kadar. Bir gün kapılar yine şiddetle çalınmış: "Güm!... Güm!... Güm!...". İçeriden sormuşlar:

Oy ver:
loading
3.5(61 oy)

İstanbul'un Laleli semtini bilirsiniz. Laleli'de yine bu isimle anılan tarihi bir cami vardır. Bu semt ve cami hakkında anlatılan ilginç de bir öykü vardır.

Laleli Camii'ni Sultan III. Mustafa yaptırmıştır. Sultan Mustafa bu camii yaptırırken; bu semtte Laleli Baba namında bir din büyüğünün yaşadığını, gerçek bir mürşit olduğunu, hikmetli sözler söylediğini öğrendi. Padişah bu zatla görüşmek, söz ve sohbetinden yararlanmak istedi. Cami inşaatını denetlemeye geldiği bir gün, adamlarına Laleli Baba ile görüşmek istediğini bildirip davet ettirdi. Padişahın buyruğu hemen Laleli Baba'ya ulaştırıldı. O da hemen davete icabet etti.

Oy ver:
loading
3.5(73 oy)

Genç bir taşralı öğrenci İstanbul'a hukuk öğrenimi için gelmişti. Fakat büyük şehrin kızları aklını başından alınca, bu güzel kızlar üzerinde ihtisas yapmayı tercih etti. Öğretim yılının sonuna doğru babası oğlunu ziyarete geldi ve bu arada beraberce şehri dolaşmaya çıktılar. Bir aralık Beyazıt'ta dolaşırken geniş bir bahçeye girdiler. Karşılarındaki büyük binayı gösteren baba, oğluna sordu:

- Bu ne yavrum? Hastahane mi?

"Ben de bilmiyorum!" diye cevap veren delikanlı, o sırada yanlarından geçen bir gence dönüp sordu:

- Afedersiniz, bu ne binasıdır?

Oy ver:
loading
3.5(3 oy)

İki Alman; Karl ve Hans, Türkler'in neden bu kadar rakıya düşkün olduklarını ve içerken ne hissettiklerini merak etmektedirler. Konuyu araştırmak için İstanbul'a gelirler. Bir meyhane seçerek içeri girerler. Acemice etrafa bakındıktan sonra bir masaya oturarak yan masadakilerin söylediklerinin aynısını sipariş edip başlarlar mezeler eşliğinde içmeye... İlk kadehler bittikten sonra Hans, Karl'a sorar:

- Ne hissediyorsun?

- Daha bir şey anlamadım. Devam edelim.

İkinci kadehten sonra Karl, Hans'a:

- Nasıl gidiyor. Değişiklik var mı?

Oy ver:
loading
2.5(3 oy)

Sayfalar